Gezi Parkı; giriş, gelişme, nokta nokta nokta…

GörselBir ağaç gibi tek ve hür yaşamak mı?

Her şeyin farkına varmam bir sabaha karşı çalan telefonla başladı. “Kalk kalk araba geliyor seni kapıdan alacak doğru Gezi Parkı’na”. Bu ses şefime aitti. Kalktım apar topar, “Allahtan makineleri şarja takmışım” dedim. Üstüme başıma birşeyler aldım. Kapıya çıkıp bir sigara yaktım ki araba geldi.Görsel

Murpy yasası bu arkadaş, yaktın mı gelir araba… Bindim arabaya inceden bir telaş gece muhabirinde. Yeni arkadaşlardan biriydi. Nedir mevzu yahu falan diye sordum. “Çadır mı ne kurmuşlar parka, polis onları sökecekmiş” dedi. Bir şeyler biliyordum parkta olanlarla alakalı ama başka sebeplerden dolayı gidip tam soluyamamıştım havayı. Parka, Divan otel (ki sonradan efsane olacak) tarafından giriş yaptım. İnsanlar birbirlerini uyandırmaya çalışıyordu. Islıklarla herkes birbirine haber veriyordu. Polis Meydan tarafına toplanmış hazırlık yapıyormuş. Genel olarak bir rahatlık vardı “eylemci, marjinal, çapulcu, bir grup, direnişçi, halk” da. Kimse tahmin etmiyordu böyle bir şey olacağını ne çadırdakiler ne de devlet. Derken gazeteci arkadaşları görmeye başladım. Çadırdan çıktıkça bir sürü tanıdık arkadaşımı da görmeye başladım. Derken koşarak bir genç meydan tarafından çadırlara doğru koşmaya başladı.

Görsel-Giriyorlarrrrr…

Herkes bir anda ayaklandı. 3 kişiden oluşan bir müzisyen grubu -ki onları hala Taksimdeki eylemlerde görmekteyim- ellerindeki davul, darbuka ve ismini bilmediğim muhtelif perküsyon aletlerine vurmaya ve kalabalık arasında dolaşmaya başladı. Birden bire adrenalin falan tavan yaptı bende. Kemal Sunal’ın bir filminde Şener Şen ,İlyas Salman’a “bu ses ne düğün mü var köyde” diye sorduğunda Salman’ın “Bu düğün havası değil cenk havası” cevabının olduğu sahne gözümün önüne geldi. Sonra Koştuk polise doğru nasıl müdahale edeceğine dair ipucu bulup ona göre bir yer seçecektim. Garip bir şekilde yani böyle bir yavan şekilde bir polis eylemci karşılaşması başladı.

Görsel“Eylemci, marjinal, çapulcu, bir grup, direnişçi, halk” arasından –sonradan Taksim Dayanışması temsilcileri olduğunu öğrendiğim- kişiler polisin önüne geçti ve müdahale etmemeleri yönünde konuşmaya çalıştı. Ancak karşılarında kendilerini dinleyecek kimseyi bulamadı. Polisler yürüyerek girdikleri park içine el ile attıkları gaz bobmalarıyla bir anda tozu dumana kattı. İnsanlar direnmeye çalışsalarda o kadar çok gaz atıldıki bırakın gaza dayanmayı göz görmediği için kimse adım atamıyordu. Atılan gazların ardından polis insanları parktan çıkardı. Saat sabah 05.00’ti. Çadırlar “sivil” giyimli insanlar tarafından yakıldı. O davul sesleri var ya o davulları polislerin ateşe attığına tanık oldum. Davul seslerinin yerini iş makinelerinin sesini duydum. Divan otele bakan taraftan yıkım başlamıştı. Yola bakan 5-6 ağaç iş sökülmeye başlandı. 

GörselSonra bir çocuk gençten uzun saçlı, koştu ve iş makinelerine doğru polislerin arasından sıyrılarak koşmaya başladı. Makinenin önüne kendini atarak ağaca sarıldı. Ağaçta dilek çaputları vardı. Sayamadığım sayıda polis çocuğu ağaçtan ayırmaya çalışıyordu. Sonra haberlerde gördüm o çocuk o gün yumurtalıklarını kaybetmiş…

Görsel

Günün ilk ışıklarıyla birlikte uykusundan uyanıp haberleri ve özellikle sosyal medyaya bakan insanlar olanları duyunca Gezi Parkı’na geldi. Polis bir sure sonra parktan çekildi ve “Eylemci, marjinal, çapulcu, bir grup, direnişçi, halk”

tekrar parka girerek yeniden çadırlar kurmaya başladı. Kalabalık giderek artmıştı. Gün boyu süren toplantılarla “Eylemci, marjinal, çapulcu, bir grup, direnişçi, halk” durum değerlendirmesi yaptı. Ancak ertesi gece yine evden alındım ve aynı durumu yaşamak üzere Parka gittim. Gerçi uyumamıştım bu kez. Olanları takip etmek için gün boyu internette bakınıp durmuştum.

Sabaha karşı polis bir kez daha girmek üzere parka doğru hareket etti. CHP milletvekili İlhan Cihaner polisin parka girmesini engellemek üzere  hamle yaptığı sırada ilk gaz fişeği patladı. Bu kadar erken beklemiyordum. Önce bi tırstım, karanlıktı. Fotomuhabiri Bülent abi sayesinde bir kaç gaz fişeğinin kafamda patlamasından kurtuldum. Tecrübe tabi. Bu kez “Eylemci, marjinal, çapulcu, bir grup, direnişçi, halk” direniş göstermeye çalıştı. Yoğun gaza karşılık olarak taşlarla karşılık verdi. Ancak gaza dayanmak zor.

GörselPolis girdi ve parkı boşalttı. Sonra bir boşluk hissettim. Noldu lan böyle dedim. Sonra uzaktan sesler duydum. Koşmaya başladım. Divan Otelden Taşkışlaya inen caddede, Cumhuriyet caddesinde çatışmalar sürüyormuş. Polisten arta kalanları çekmeyi bıraktım ve koşmaya başladım. Polis fena halde gaz atıyordu, “Eylemci, marjinal, çapulcu, bir grup, direnişçi, halk”ı görmekte zorluk çektim. Sonra Ceylan otelin aradan usulca aşağıya koştum. Barikat kurmaya çalışanları gördüm. Ellerine ne geçirirse insanlar yola koyarak tomaları engellemek istiyordu. Ancak polis gaz, tayzikli suyla püstürkmeye başladı. Bende koşmaya başladım. Gaz fişeğinden Gezi Parkı eylemlerinde yaralananları ilk kez burada gördüm. Kendiliğinden bir organizasyon vardı. Vurulan elbirliğiyle taşınıyor yerine başkası gelip direnmeye devam ediyordu. Polis sayısı arttıkça insanlar geri çekilmeye başladı. Lütfü Kırdar’ın arkasında dar bir yolda sıkıştık. İzdiham oldu. Polis oraya gaz attı. Kötüydü yani. Sonra o kalabalık Harbiye’ye doğru çıktı. Gün aydınlanmıştı. Ve ana caddelere çıktığımda farkettim ki. Duyan gelmiş. O parktaki bir avuç insan binlerce insanlar buluşmuştu.

Sonrası hala süren (gün:9temmuz 2013) eylemler eylemler eylemler..

GörselMesele 3 tane ağaçtan çıkmıştı. Belkide hiç 3 ağaç olmamıştı. Hayatımda sayısını hatırlamadığım kadar hükümet karşıtı eyleme tanık oldum. Ancak bu kadar farkllı görüşten insanın tek bir ağızdan “Hükümet İstifa!” sloganı atması bi garibime gitti.

Dedim ya bana göre hükümette bu işin böyle olacağını bilmiyordu. Bu satırları yazarken İstiklal Caddesinde “Eylemci, marjinal, çapulcu, bir grup, direnişçi, halk”ın kurduğu iftar sofrasında binlerce kişi orucunu açıyor.

Neler görmedim ki. Ki hepiniz gördünüz bunları, yüzbinlerce insanın hep birlikte eylem yapması. Polisle çatışması ülkemizde nadir olan birşey. Çatışmalar büyüdü. Hangi gün olduğunu hatırlamıyorum o kadar çok Taksim’de kaldım ki bu süreçte.

GörselBir sabaha karşı gün yeni ağırırken iki fotomuhabiri dostumla barikatlarda fotoğraf çektirirken hissettim. Büyük bir olay bu ya. Polis geri çekilmi Taksim’de günler süren polissiz yaşam, bu yaşamın getirdiği paylaşım mekanizmaları epeyce bir alışık olmadığımız bir durumdu. Yanmış otomobiller, ki bunlar polis aracı ve olayları yayınlamayan medya kuruluşlarının araçlarıydı, barikatlar, ısınmak için yakılan ateşlerden çıkan dumanlar ve garip bir sessizlik. Kurulan yemek çadırları, gelen yemek yardımları, revirler, sahne, bildiğin bir yaşam alanı kurulmuştu. Günler sürdü ve orada tanık olduğum kadarıyla bir olay yaşanmadı. Ama herkes biliyordu. Polis geri gelecekti. Ki yine bir telefonla uykumdan uyandım. Polis İnönü stadı önünde toplanmış, hazırlık yapıyordu. Ve Müdahale başladı. Yeniden yeniden aynı şeyleri gördüm, yaşadım. Polis parka girmedi ama taksimde günlerce çatışma yaşandı. Sonunda yine beklenen oldu. Polis bir gece ansızın gelebileceğini gösterdi.

GörselVe Parka girdi. Sonra yine hala karışık şekilde süren parka aldıkkk hop çıkardık… park çok güzel oldu buyrunnn hoppp dışarı… Bir kısır döngüye döndü.

En çok polisten çektim, basın kartım yok alamadım. Ancak olana da olmayana da aynı muamele hep yapıldı. Çekim yaparken itip kakmalar… Neden yapıyorsun sorusunu sakince sormama rağmen yediğim küfürleri unutmayacağım. Eylem boyunca bir gaz fişeğini bacağımda bir de jopu elimde hissettim hiç unutmayacağım… Poliste bir garip hava vardı. Her zaman biraz üstten bakarlardı ancak bu süreçte acayip sertleşti. Neyse bunlar hakkında yazacak çok şey var. Hükümetin geri adım atmaması, “Eylemci, marjinal, çapulcu, bir grup, direnişçi, halk”ın taleplerini dile getirmek için geri adım atmadı. Geri adım atması gerekn hükümetti tabiki çünkü demokrasi falan filan… Bundan sonra hiç birşey eskisi gibi olmayacak eminim. Toplumdaki hak arama kültürü her kesim için level atladı. Özgürlük isteği, bunu alabileceğine olan umudun artması, ve bunun toplumsal alanda karşılık ve destek bulması önemli birşey.

GörselArtık yönetenler eskisi gibi yönetemediği zaman yönetilenlerin nasıl yönetilmek istediğine kulak verecektir. “Bir ağaç gibi tek ve hür” diyor ya şair, en önemlisini de ekliyor arkasına “bir orman gibi kardeşçesine”…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s